G20’nin Türkiye ve Çin’e İhtiyacı Var

Güven Sak, Dr.

TEPAV

11/12/2014

Türkiye, G20’nin dönem başkanlığını devraldı. 2015 yılı G20 için Türkiye yılı olacak. Bu öncelikle Türkiye için bir fırsat. Küresel gündemin farkında olduğumuzu, bu gündemle baş edebildiğimizi ve bu gündemle ilgili tartışmalara Fransız kalmadığımızı gösterebilmek için G20 önemli bir fırsat. Dünyada son dönemlerde Türkiye ile ilgili sanki yalnızlıktan hoşlanıyormuşuz gibi bir izlenim oluştu. İşte o havayı 2015 yılında dağıtabiliriz. Ama ben bundan daha önemlisi, dünyanın bugünlerde Türkiye’ye ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. 2015 yılında G20’nin dönem başkanlığını yürütecek olan Türkiye’ye ve bizden sonra 2016 yılında G20 dönem başkanlığını devredeceğimiz Çin’e dünyanın ihtiyacı var. Türkiye ve Çin’in küresel gündemin farkında olup, ona katkı yapmalarına uluslararası sistemin ihtiyacı var bana kalırsa. Gelin G20 dönem başkanlığımızın açılışı 15 Aralık’ta yapılmadan önce bu konuyu biraz açayım. Nerede olduğumuzu bilelim, neyi takip etmemiz gerektiğinin farkında olalım.

Eskiden dünyayı yönetmek için 7 ülke yeterdi. 1988 yılında G7 ülkelerinin milli geliri dünya milli gelirinin üçte ikisi kadardı. Sonra aradan 20 yıl geçti. 2010 yılında G7’nin milli gelirleri toplamın yüzde 50’sine doğru geriledi. İşte dünyayı yönetmek için gereken ülkelerin sayısı artınca G20 doğdu. Şimdi dünya milli gelirinin üçte ikisi G20’den kaynaklanıyor. G20 bugünkü haline de öyle bir günde gelmedi. 1999 yılında G20 ülkeleri maliye bakanları bir araya gelip, finansal krizler karşısında ne yapmak gerektiğini tartışmaya başladılar. Sonra 2008 yılında Amerika’da finansal krizlerin anası patlak verince, G20 maliye bakanları seviyesindeki bir koordinasyon toplantısından, liderler seviyesinde bir zirveye dönüştü. 2008 krizine karşı yapılması gerekenler önce Washington’da, sonraki yıl ise Londra’da yapılan zirvelerde ele alındı. Türkiye hep oradaydı.

Ne öğrendik? G20 bu son krizde işe yaradı. Sistem işledi. Politika koordinasyonu sağlandı. Şimdi Amerikan finansal krizinin sonrasına geldik. Amerikan ekonomisi toparlanıyor. Ama oradaki toparlanma sürecinin negatif etkilerini biz gelişmekte olan ülkeler hissediyoruz. Şimdi bizim gibi ülkelerin meselelerinin öne çıkması gereken bir geçiş döneminin içindeyiz. Önce bir bunun altını çizeyim. İkincisi, dünya hala eşitsizliklerle dolu bir yer ve artık son derece küçüldü. ‘Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar’ şiarı hiç bugünkü kadar geçerli olmamıştı. Dışlanmışların dışlanmışlık hislerini gidermek hiç bu kadar önemli olmamıştı. Üçüncüsü, kamuoyları hiç bu kadar önemli olmamıştı. Şimdi bir işi yapmaktan daha önemli olan bana kalırsa yapmakta olduğunuzu aynı zamanda uzun uzun anlatabilmek. İşte bu ortamda, Türkiye’nin G20 dönem başkanlığını doğrusu ya ben önemsiyorum. Sonradan gelen Çin’i de. Neden?

Ben dünyada gelişmekte olan ülkelerin ikiye ayrıldığını düşünüyorum. Son çözümlemede uluslararası sistemden ayrılmaktan mutlaka zarar görecek ülkeler ile uluslararası sistemin içinde de, dışında da kalsa fark etmeyen, her durumda kendine de, başkasına da pek hayrı olmayan ülkeler. Bana kalırsa, Türkiye ve Çin ilk grupta. Rusya ise ikinci grupta yer alıyor. Şimdi, uluslararası sistemin olmamasından, ortadan kalkmasından zarar görecek olan gelişmekte olan ülkelerin uluslararası sistemi sağlamlaştırılmasına katkı sağlaması gerekiyor. Nedir Türkiye’nin G20 liderliğindeki rolü? İşte tam da budur. Şimdiye kadar yapılan açıklamalar da Türkiye’nin kendisine düşen bu rolün farkında olduğunu gösteriyor.

Neden Türkiye uluslararası gündemin ve de sistemin ayrılmaz bir parçasıdır? Türkiye sahip olduğu kapasite ile uluslararası sistemin dışında kalarak, tempolu bir biçimde büyüyemez. Yeni açıklanan büyüme rakamları memleketin yüzde 3’ün altında bir büyüme dengesine doğru oturmakta olduğunu gösteriyor. Teknolojik altyapıyı yenilemeden büyüme oranımızı 2,5’un üzerine çıkaramayız. Kendi başımıza bunu yapamayız. Aynı Çin gibi.

Peki, Türkiye sistemin sağlamlaştırılmasına nasıl katkıda bulunabilir? G20’nin kalkınma meseleleri, istihdam ve büyüme gündeminde konumlanmasına önayak olarak elbette. Konuşmak yerine yapmaya başlayarak. Bunun için G20 bünyesinde işlerin yapılma biçimini değiştirerek. Öncelikle, G20 bünyesinde finansman alanında yürütülen çalışmalarla kalkınma alanında yürütülen çalışmalar arasındaki bağlantıyı kurarak. G20nin iki yakasını bir araya getirip, G20’yi kalkınma alanında bir “kelam kelam la y’enfah” zirvesi olmaktan çıkararak. Ben G20’yi kalkınma alanında konuşan ama yapamayan bir zirve haline dönüştürenin kalkınma gündemi ile finans gündemi arasındaki kopukluk olduğu kanaatindeyim. Bu düzelmeden G20 kalkınma gündeminde işe yaramaz. Kalkınma gündeminde iş yapamayan bir G20, dışlanmışları içeriye alarak sistemi güçlendiremez.

Önceliklerimizi bilelim. Ona göre davranalım.

Bu köşe yazısı 11.12.2014 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.