İngilizler Türklerin Yapması Gerekeni Yapıyorlar

Güven Sak, Dr.

TEPAV

16/03/2015

Bence geçen haftanın en ilgi çekici haberi okyanusun ötesinden geldi. İngiliz Financial Times gazetesi cuma günü “ABD, Çin konusundaki duruşu nedeniyle İngiltere’yi eleştirdi” manşetiyle çıktı. Buna göre, Amerikalılar, İngilizlerin Çin’e yaklaşımından şikâyetçiydi.

Çin bugünlerde Washington’daki Dünya Bankası’na rakip bir Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) kurmaya çalışıyor. İngilizler bir dizi Asya ülkesi gibi bu bankanın kuruluşunda da yer almak üzere sürece dâhil olmuşlar. Amerikalılar da işte tam da ona kızmışlar. “Yeni bir küresel aktörün sisteme nasıl dâhil edilmesi gerektiği konusunda daha dikkatli hareket edilmesi” gerektiğinin altını çiziyorlardı geçen hafta gazete haberlerinde. Bu arada, Çin’den birileri, “Canım, İngilizler daha ancak AIIB’ye kurucu üye olmak için irade beyan etti. Kabul edilip edilmeyecekleri ancak Mart ayının sonunda belli olur. Şimdi bu yorumlar için çok erken” diye ayar veriyordu, onu da not edeyim. Ben en çok Merkezi Komünist Parti Okulu (Central Communist Party School) profesörlerinden birinin yaptığı yorumu sevdim. “AIIB sonunda ABD ile İngiltere’nin arasını açtı” diyordu Li Yunlong internet bloğunda. “İngiltere artık ABD ile özel ilişkisini takmıyor ve efendisine ihanet etmek için AIIB’yi kullanıyor.” Çinliler Deng’in “Işığını sakla, zamanını bekle” (Hide your brightness, bide your time) öğüdünü artık ya pek takmıyor ya da şimdi artık zamanıdır diye düşünüyorlar. Ne diyeyim? Böyle bakınca iş sanki ciddi gibi duruyor. Öyle mi? Bundan bize ne çıkar? Dünyada neler oluyor?

Müsaadenizle üçüncü sorudan başlayayım. Dünyada neler oluyor?

Dünyanın iktisadi siklet merkezi, Atlantik Okyanusu’nun ortasından Türkiye’nin doğusuna doğru ilerlemeye başladı. Yakında Çin’in batısı, dünyadaki iktisadi aktivitenin siklet merkezi olacak. London School of Economics’ten Danny Quah’i okuyun derim. Dünyanın nasıl yönetileceğine dair kararlar ise, hala ikinci savaş sonrasında tesis edilen bir yönetişim sistemine göre alınıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 5 daimi üye (ABD, Fransa, Rusya, Çin, İngiltere) var. Tayyip Bey’in geçenlerde “Dünya 5’ten büyüktür” dediği tam da buydu. Bildiğimiz Çin, bu beşliye, 1971’den sonra dâhil oldu. Yeni Rusya ise 1991’de Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra kabul edildi. Çin, Güvenlik Konseyi’ne girdi ama daha Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlara ağırlıklı bir üye olarak kabul edilmedi. Dünyanın iktisadi siklet merkezi 1945’ten beri değişti ama dünyanın yönetişim sistemi hala bu değişen dünyaya uyum sağlamak üzere tam bir dönüşüme uğramadı. Bugünkü sorunların temel bir kaynağı tam da burada.

Gerçi aslında çok zaman da geçmedi. Şöyle bir düşünün. Zamanın Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Hindistan ziyareti sırasında sürpriz bir biçimde Pekin’e de uğradığında yıl daha 1971’di. O yıl Kissinger’ın Amerikan yapımı uçağına yanaştıracak merdiven yoktu Pekin’de. Alelacele önce onu yaptılar. Çu En Lay başbakandı. Mao daha sağdı. Sonra Tiananmen’de katliam oldu. Derken Deng Şiao Ping güneye indi. Guang Dong sanayi merkezi oldu. Çin 1990’larda her yıl 30 milyon köylüyü sanayi işçisi yaptı. Dünyaya her yıl orta büyüklükte bir sanayi ülkesi ekledi. Dünyanın iktisadi siklet merkezi doğuya kaymaya başladı. Derken Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi oldu. Sanayi malları ihracatı liderliğinde Almanya ile yarışır oldu. Dünya ekonomisi daha karmaşık oldu. Ekonomi daha karmaşık hale gelince, dünyanın idare edilme biçimini değiştirmek de kaçınılmaz oldu. Eskiden G7 yeterdi, şimdi G20’yi tam da bu nedenle deniyoruz doğrusu. Ekonomik yapı değişince siyasi ve idari yapı öyle Sedd’ül Bahir bataryası gibi değişmeden kalamıyor. Not edin daha anlatacağım.

Dünyanın idari yapı reformu aslında G20 bünyesinde yıllar önce kararlaştırıldı. Savaş sonrası iktisadi sistemin bekçileri olan Dünya Bankası ve IMF’nin idari yapısı ve oy verme sistemi düzeltilecekti. Böylece karar alma sürecine Çin gibi ülkeler daha eşit bir biçimde katılabileceklerdi. Amerikan Kongresi su koydu, olmadı. Çin bunun üzerine önce BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) üyesi ülkeler ile birlikte bir BRICS Bankası kurduğunu açıkladı. Sonra bu AIIB işi geldi. Bu arada İpek Yolu Kalkınma Fonu’nu da açıkladı. Bu işe de bir 40 milyar dolar ayırdığını söyledi.

Ben son bir yılda her toplantıda bu konuyu en az bin kez dinledim. Ne gördüğümü söyleyeyim. Birincisi, bunların hiçbiri mali kurum filan değildi, fondu. Çin parasını veriyorsa hepsi olabilir projeler gibi duruyordu. İkincisi, AIIB’yi ya da BRICS Bank’ı mali kurum yapacak idari ve kurumsal kapasite Çin dâhil kimsede yoktu. Rusya ve idari kapasite ha, güldürmeyin beni. Ben böyle bakıyordum. Üçüncüsü, tam da bu nedenle, bu projelerin hiçbiri çok da manalı durmuyordu. Çin nasıl en son Venezuela’da para batırdıysa, buralarda da batıracak gibi geliyordu bana. Doğruya doğru. Para doğuda, bilgi batıdaydı. Ben bunları bir araya getirecek bir ara çözümü Türkiye’nin kendi G20 dönem başkanlığında ortaya koyabileceğini düşünüyordum. MIKTA (Malezya, Endonezya, Kore, Türkiye ve Avustralya) çıkışını da bunun yolunu yapmak diye düşünmüştüm. Ama sanki biz geç kaldık. Bu hafta haberleri okuyunca İngilizler bizden daha çabuk davranmışlar gibi geldi bana.

Dünyanın yönetişim yapısının iktisadi değişmeye paralel değişmesi gerekiyor mu? Evet. Amerikan Kongresi Dünya Bankası ve IMF’deki değişimi akılsız bir biçimde engellemeye devam edecek mi? Evet. Çin ile Amerika’nın arasını bulacak bir adım atmak akıllıca mı? Evet.

İşte ben İngilizlerin o alanda top çevirdiklerini düşünüyorum. G20 dönem başkanlığımız hala devam ederken bu haberler vesilesiyle bir de Türkçe söylemiş olayım: Fırsatların kazası olmaz. Lafa gelince kocaman kocaman atarken gerçek hayatta ne yapacağımızı bilemiyor olmamızı trajik buluyorum doğrusu.

Şekil 1. Dünya’nın iktisadi merkezinin tarihsel değişimi

Güven Sak, TEPAV İcra Direktörü

Bu köşe yazısı 16.03.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.