62. Hükümet Programı’nda Yeni Olan Nedir?

Güven Sak, Dr.

TEPAV

04/09/2014

62’inci hükümetin programı okundu. Programda bir sürü kelime var ama aralarında en çok kullanılan iki tanesi dikkat çekiyor. “Yeni” sözcüğü tam 188 kez, “devam” sözcüğü ise tam 166 kez kullanılmış. TEPAV uzmanlarının hazırladığı kelime bulutunda da bu iki sözcük öne çıkıyor. 2002 yılı için 84, 2014 yılı için 60, 2023 yılı için de 57 kere söylenilmiş. Buyurun size ilk tespit. 62.Hükümet Programı, geçmişi unutmadan, gelecekten söz etmeye çalışıyor. Bir nevi, Yahya Kemal’den mülhem, bir “kökü geçmişte olan ati” programı gibi davranıyor. Elbette içinde dün ve dünden kalanlar kaçınılmaz olarak var ama ben ortada bir reform programı gördüm. Üstelik öncekilere hiç benzemeyen bir yeni yaklaşım da gördüm. Ne gördüğümü, müsaadenizle, anlatmak isterim.

62. Hükümet Programı’nda “Yeni Anayasa” üzerine bir bölüm var. Ama program “anayasa” dediğinden daha sık “Ar-Ge” diyor. Ar-Ge demekle kalmıyor, önceki hükümet programlarından farklı olarak ilk kez dönüşüm programlarından bahsediyor. Mekânsal planlamayı öne çıkarıyor. Kentleşmenin önemine dikkat çekiyor. Kocaman kocaman insani kalkınmadan ve Türkiye’nin tempolu büyüyebilmesi için gereken nitelikli insanların yetiştirilmesi gereğinden bahsediyor. Nedir burada yeni olan? Ben bir yaklaşım farkı görüyorum. Altını hemen çizeyim, Türkiye’nin temel problemi, hükümet programları ile planlama metinleri arasındaki bağlantıyı bir türlü kuramamasıdır. Memlekette bir sürü plan, program yapılır, bakanlıklar teker teker iş planlarını hazırlarlar. Ama bu metinler arasındaki bağlantıları kuracak, bu planlarla hükümet programları ve giderek parti seçim beyannameleri arasındaki bağlantıları kuracak ara yüz bizim memlekette yoktur. Başka ülkelerde vardır. Bizde yoktur. Ben böyle anlatınca genellikle “bizde de Başbakanlık’ta Kanunlar Kararlar birimi var” derler. Ama bizdekinin yaptığı, başbakanlığa kadar gelen düzenlemeyi hukuki açıdan incelemektir. Başka böyle bir düzenleme var mıdır? Böyle yetkiler olur mu? Bizde bir tek ona bakılır. “Yahu, bu düzenleme gerekçesinde yazan işleri yapmaya gerek var mı? Biz siyasi olarak bu işin böyle yapılmasını istiyor muyuz? Seçimde verdiğimiz sözlere bu düzenleme uyar mı?” diye kimse sormaz. Türkiye’de zaten etki analizi filan yapılmaz.

Geçtim etki analizini, bugüne kadar her düzeyde planlama metinleri ile hükümet programı arasında da güçlü bir bağ olmazdı. Hâlbuki yapılacak işler, yerel planlarda, strateji planlarında ve Kalkınma Planı’nda zaten yazılı olurdu. Ama bunlar hükümet programlarına hep yuvarlak ifadeler halinde aktarılırdı. Bu kez 10. Kalkınma Planı’nın temel hedefleri ve dönüşüm programları, 62. Hükümet Programı’na güçlü bir biçimde yerleşti. Ben bunun önemli olduğunu düşünüyorum. 10. Kalkınma Planı, Türkiye ekonomisinin yapısal kısıtlarını kabul eden, bu kısıtları ortadan kaldırmayı hedefleyen, bu amaçla ilk kez sektör tercihlerinde bulunarak, Korece konuşmaya çalışan bir dokümandı. Şimdi ortaya bir süreklilik çıktı. Türkiye’nin öncelikleri daha bir açıklıkla ortaya konulmuş oldu. Ben bunun önemli olduğu kanaatindeyim. Öyle anlaşılıyor ki, Kalkınma Bakanlığı, başka ülkelerde olan ama bizde olmayan o politika koordinasyon biriminin rolünü üstlenmiş, her düzeydeki planlarla hükümet programı arasındaki uyumu sağlamış. Ben 62. Hükümet Programı’nı okurken böyle bir farklılık gördüm. Dönüşüm programlarının her biri farklı bakanlıkların görev alanında olduğuna göre, şimdi 62. Hükümet Programı’nın mecliste kabul edilmesi ile birlikte bütün bakanlıklar ne yapmaları gerektiğini biliyor olacaklar. Bakın bu yenidir, bir. İyidir, iki.

Neden iyidir? 62. Hükümet Programı bir reform programıdır. Tarihin bu aşamasında Türkiye’nin bir reform sürecine ihtiyacı vardır. Sayın Başbakanımız reform demek yerine restorasyon demeyi seviyor. Olabilir. Sonuçta restorasyon da reform da “yenilenme” demektir. Türkiye’nin semantik tartışmaların ötesinde kapsamlı bir “yenilenmeye” ihtiyacı vardır. Açıktır ki, bu kapasite kısıtlarıyla Türkiye ekonomisinin yüzde 2,5-3’ü aşan bir hızla büyüyebilme imkânı yoktur. Siz faiz oranını sıfıra bile indirseniz, yeterince nitelikli elemanınız, yollarınız, limanlarınız ve artan bir üretim kapasiteniz yoksa büyüyemezsiniz. Kapasite kısıtları varken, faizi sıfıra indirirseniz, olsa olsa enflasyon artar. Döviz kuru artar. Hep birlikte patinaj yaparız. Hoş olmaz. Türkiye’nin bir yenilenmeye ihtiyacı vardır.

Neden? Türkiye, Batı medeniyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye ekonomisi, Avrupa ekonomisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Batı yenilenirken, Türkiye’nin yenilenmeden kalması düşünülemez.

Peki, yeni programın hiç mi zayıf tarafı yok? Var. Birincisi, yolsuzlukla mücadele vurgusu ancak utangaç bir biçimde programa yerleştirilmiştir. Önümüzdeki dönemde kredibilite inşası açısından eylemle desteklenerek, ilk güçlendirilmesi gereken tarafı bu olmalıdır. İkincisi, kentleşme söz konusu olduğunda gündeme getirilen dikey değil yatay genişleme vurgusudur. Bu yaklaşım yanlıştır. Kentlerin yeşil büyümesi, kentlerin planlı ve dikey genişlemesiyle birlikte yürütülmelidir. Buradaki planlama kavramı, zinhar Melih Bey’in “noktasal planlama”sıyla alakalı değildir. Üçüncüsü, Türkiye’nin 2015 yılındaki en büyük şanslarından biri olan G-20 dönem başkanlığının, programda kendisine yeterince yer bulamamış olmasıdır. G-20 dönem başkanlığımız, Türkiye’nin imajını düzeltmek ve reform gündemini tanıtmak açısından son derece önemlidir. Ancak, 62. Hükümet Programı’ndaki konuyla ilgili paragrafın, 61. Hükümet Programı’ndan kopyala-yapıştır yöntemiyle aktarılmış olması, en hafif tabiriyle ayıp olmuştur.

Bu köşe yazısı 04.09.2014 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.