Şu Sağda En Dipteki de Türkiye, Hani Suudi Arabistan’ın Yanındaki

Güven Sak

TEPAV

30/04/2015

Hemen yandaki grafikten başlayalım lütfen. Grafik, 1992 ve 2012 yıllarında birkaç ülkenin toplam imalat sanayi ihracatı içindeki yüksek teknolojili ürünlerinin payını gösteriyor. Kırmızı nokta, 1992 yılında ileri teknolojili ihracatın toplam sanayi ihracatı içindeki payına işaret ediyor. Mavi çubuklar ise 2012 yılında ilgili ülkenin nereye geldiğini gösteriyor. Dolayısıyla bir nevi her ülkenin 1992’den 2012’ye yaşadığı imalat sanayi dönüşümünü kıyaslamak mümkün oluyor.

Grafiğe bakarak birkaç tespit yapayım öncelikle. Birincisi, bazı ülkeler için kırmızı nokta, mavi çubuktan yüksekte bir yere çakılmış gibi duruyor. Ne oluyor? Bazı ülkeler için 2012 yılında yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payı 1992 yılına göre azalıyor. Hangi ülkeler bunlar? Amerika, Japonya, İngiltere gibi ülkeler. Ne oluyor? Gelişmiş bazı ülkelerde yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payı azalıyor. Bu ülkelerin esasen başka ülkelere doğrudan yatırım yaptıklarının altını çizeyim geçerken. İkincisi, son 20 yılda bazı ülkeler için kırımızı nokta, mavi çubuğun dibine, ortalarına bir yere yerleşiyor. Çin böyle. Endonezya, Meksika, Hindistan bu tür ülkeler. Kore’yi saymıyorum bile. O da bu grubun içinde. Ne oluyor? Gelişmekte olan ülkelerin bazıları son 20 yılda ileri teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payını artırıyorlar. Bunlar ağırlıkla gelişmiş ülkelerden doğrudan yabancı yatırım alan ülkeler. Bir de üçüncü grup var. 20 yıl önce nerede duruyorsa hala orada durmayı başaran ülkeler bunlar. Yıllar geçmiş ama yüksek teknolojili ihracatın toplam imalat sanayi ihracatı içindeki payı hiç değişmemiş bu ülkelerde. Rakamlar öyle söylüyor. Suudi Arabistan bunlardan biri. Türkiye bunlardan biri. Rusya da bunlardan biri gibi duruyor.

Bu grafiğe bakınca gördüğümü sanırım şöyle özetleyebilirim: Gelişmiş ülkeler sermaye ihraç ettikçe, ileri teknolojili üretim, bazı gelişmekte olan ülkelere doğru yayılıyor. O ülkelerin yüksek teknolojili ihracatı artarken sermaye ihraç eden ülkelerin yüksek teknolojili ihracat payı ise azalıyor. Türkiye’nin ise son 20 yılda olup bitenlerle hiç ama hiç işi olmuyor. Biz pek tınmıyoruz. Öylece duruyoruz. Hadi Suudi Arabistan’ı ülke yerine koyup kafanızı şişirmeyeyim. Ama Rusya ilginç. Onlar 20 yılda sahip oldukları potansiyeli pek de iyi değerlendirememiş gibi duruyorlar. Bizden daha iyiler ama oldukları yerde Sedd-ül Bahir bataryası gibi duruyorlar. Son dönemde bu kadar uğraştıkları halde aynen duruyorlarsa, demek ki onlar da bir şeyleri yanlış yapıyorlar. Aynı bizim gibi.

Peki, biz nerede yanlış yapıyoruz bu teknoloji geliştirme/teknoloji transferi hadisesinde? Ben ortada bir yöntem sorunu olduğu kanaatindeyim. Kore’nin 1990’ların sonunda tüketici elektroniğinde sıçramasının arkasında mikroişlemci yapmaya başlaması geliyor. Mikro elektronik ve sonra tüketici elektroniği, Kore’nin sağmal ineği oluyor. Ben buradaki hikayeye baktığımda şunu görüyorum: Türkiye ve Kore mikro elektronik konusunda aynı zamanlarda harekete geçiyor. İlk hareket fena değil, zaman 1970’lerin sonu 1980’lerin başı. Kore, özel bir şirket olan Samsung’un bu alanda mesafe alması için gereken desteği sağlıyor. Türkiye, benzer bir iş yapsın diye TESTAŞ adlı bir kamu şirketi kuruyor. Aynı ASELSAN modeli yani. İkinci hareket bizi daha kendi başına bir sonuca ulaştırmıyor. Gelelim üçüncü harekete, TESTAŞ’tan ticari başarı olarak bakıldığında hiçbir şey olmuyor. Samsung tüketici elektroniğinde dünya devi oluyor. 2013 yılı itibarıyla Samsung yaklaşık 287 bin kişinin çalıştığı bir dünya devine dönüşürken TESTAŞ ODTÜ’ye mikroelektronikmekanik (MEMS) laboratuvarı oluyor. Özelleştirme Yüksek Kurulu, atıl duran laboratuvarı 1998 yılında ODTÜ’ye veriyor. İyi ediyor. Ama TESTAŞ bir Samsung olmuyor.

Peki, Samsung-TESTAŞ kıssasının hissesi nedir? Hadise teknoloji geliştirmek, yüksek teknolojili üretim gerçekleştirmek olduğunda konu, kamu desteğinin olup olmayacağı değil, nasıl olacağıdır. Kamu alımlarının bir sanayi politikası aracı olarak kullanılmasının düşünüldüğü bugünlerde, tek bir şirkete özel piyasa yaratıp sonra da ondan başarı beklememek gerektiğine dair yeterince delil Türkiye deneyiminde vardır diye düşünüyorum ben doğrusu. ASELSAN deneyimi ortadadır. Ne oldu diye şöyle bir düşünelim. O şirketleri kurup destekledik diye Türkiye’nin yüksek teknolojili ihracatı arttı mı? Hayır. O şirketleri kurup destekledik diye onların etrafında yüksek teknolojili üretim yapan bir tedarikçi ağı gelişti mi? Hayır. O kamu şirketlerini kurup destekledik diye ortaya bir küresel marka çıktı mı? Hayır. O zaman demek ki biz bir yerde yanlış yaptık. Kamu desteği verdik vermesine ama yanlış yolla verdik. Şimdi doğru yolu bulma zamanıdır.

Ben öncelikle oturup o yanlışımızı tespit etmemiz, incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Neden Samsung böyle oldu da TESTAŞ öyle oldu? Bunu değerlendirmeden biz falanca milli malı üretmek istiyoruz diye ortada dolanmamakta, kamu alımları vasıtasıyla nasıl destek verelim diye düşünmemekte ve aynı hataları tekrar etmekten kaçınmaya çalışmakta fayda var derim ben. Yazık, günah.

Peki, ne mi yapmak lazım? Sabırsızlanmayın. Bir mani çıkmazsa geleceğim yavaş yavaş.


Tablo1: G20 Ülkelerinin toplam imalat sanayi ihracatlarında ileri teknoloji ürünlerin payı (%), 1992&2012

Kaynak: Dünya Bankası WDI Veritabanı


Güven Sak, TEPAV İcra Direktörü

Bu köşe yazısı 30.04.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.