G-20’nin Odağını Tekrar Değiştirme Vakti Geldi

Güven Sak, Dr.

TEPAV

31/08/2013

St. Petersburg’daki G-20 Zirvesi’ne bir haftadan az kaldı. 20 devlet başkanı sekizinci kez bir araya geliyor. Geçen gün, Moskova Ekonomi Lisesi ve Toronto Üniversitesi Munsk G-20 Araştırmaları Merkezi’nin ortaklaşa düzenlediği zirve öncesi konferans için Moskova’daydım. Herkes, Zirve gündeminin Suriye’deki gelişmelere temas etmesi gerektiği konusunda hemfikir. Zirve, Suriye’de krizin tırmandığı bir dönemde yapılacak. Ayrıca, Zirve’nin ev sahibi Rusya, Suriye hakkında güçlü ve ana eğilime ters görüşlere sahip. Peki, G-20 Zirvesi’ni hep siyasi meseleler mi şekillendirecektir? Aynı görüşte değilim. Bana kalırsa burada bir fırsat bulunmaktadır.

G-20, dünyanın en büyük ekonomilerinin liderlerinin bir araya gelerek küresel gelişmeleri tartışmasına olanak veren bir forum. Her şeyden önce, çalkantılı zamanlarda önde gelen ekonomilerin liderlerin bir araya gelmesi iyidir. Ancak, zirve gündemi üzerinde enikonu düşünmek gereklidir. Devlet başkanları teknik detaylardan ziyade siyasi önceliklerden konuşma eğilimindedir. Bana sorarsanız burada bir sorun var. Sorun, gündemde bazı konuların eksik olması değil, bilakis son yedi toplantıda cömertçe yapılan eklemeler nedeniyle gündem konularında çok artış olması. Asıl gerekli olan, gündem maddelerinin az ama öz biçimde sınıflandırılması ve önceliklerin belirlenmesi.

İkinci olarak, müsaadenizle gündemin zaman içerisinde nasıl evrildiğinden bahsedeyim. Evet, G-20’nin gündemi haklı olarak evrilmektedir ve bunda bir beis yoktur. Evrim süreci, küresel gelişmelerle uyumludur. G-20 ilk kez 1997 Asya Finans Krizi’nden hemen sonra bir araya gelmiştir. Neden böyle olmuştur? Tayland Krizi sonrasını hatırlıyor musunuz? O zamanlar genel algı krizinin sorumlusunun yükselen piyasa ekonomilerinin “kötü” politikaları olduğu yönündeydi. Bu ülkelerin “kusurlu” ekonomi politikaları “masum” portföy yöneticilerinin ödünü kopardı. İşte G-20 de, günü kurtarmak için yola çıkıp krizi temel gündem maddelerinden biri yaptı. G-20 böylelikle çevre ülkelerde politika koordinasyonuyla ilgilenmeye başladı.

Üçüncüsü, 1990’ların sonunda ve son olarak 2008 krizinde, Asya finans krizine karşılık ortaya konan zihniyet değişti. G-20 liderleri, asıl sorunun portföy yöneticilerinin açgözlülüğü olduğunu kavramaya başladı. Finansal mimari meselelerine ve eski gündem maddesi olan ekonomi politikası koordinasyonuna da böylece geçiş oldu.

Dördüncüsü, son beş yıldır ilk defa gelişmiş ülkelerin büyüme oranları gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranlarını geçecek. Helene Frey’in Jackson Hole’daki merkez bankacılar konferansında belirttiği gibi, bu yeni bir olgu. Eskiden, ekonomi politikası alanında “imkansız üçleme” mekanizmasından bahsederdik. Buna göre, bir ülke aynı zamanda sermaye hareketlerinin serbestisi, sabit kur rejimi ve bağımsız para politikasına sahip olamazdı. Yani, yabancı ülkelerin tasarruflarından faydalanmak istiyorsanız, bazı ulusal ekonomi politikası amaçlarından vazgeçmeniz gerekiyordu. Ancak son zamanlarda imkansız üçleme imkansız ikileme döndü: Ya sermaye akımlarını kontrol edersiniz, ya da Amerikan Merkez Bankası Fed’in ekonominizi yönetmesine müsaade edersiniz. Üstelik Fed’in yeni başkanı seçilmedi bile! Ekonomi politikası yapma konusunda sahip olduğumuz tüm bağımsızlık artık geride kaldı. İşte tam da bu noktada G-20’nin kendini yeniden keşfetmesi gerekiyor.

G-20’nin çevre ülkelerde büyüme ve istihdam için politika koordinasyonuna odaklanmasının vakti geldi. Aksi takdirde çevrede dönüşüm iyice karman çorman bir hal alacak, devlet dışı aktörlerin rolü artacak ve çok daha fazla insanın hayatına malolacak.

Bu köşe yazısı 31.08.2013 tarihinde Hürriyet Daily News'te yayımlandı.